Cedars-Sinai Sağlık Bilimleri Üniversitesi araştırmacıları, beynin temporal lobunda yer alan ceviz büyüklüğündeki amigdala bölgesinin, hangi deneyimlerin uzun süreli hafızaya kaydedileceğini önceden belirlediğini ortaya koydu. Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan bu çalışma, Alzheimer ve epilepsi tedavisinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor.
AMİGDALADAKİ ÖZEL NÖRONLAR ANILARI “KALICI” OLARAK ETİKETLİYOR
Araştırma sonuçları, beyinde yüzler, hayvanlar ve manzaralar gibi belirli görsel kategorilere seçici yanıt veren özel “kategori nöronları” bulunduğunu göstermektedir. Bir birey yeni bir görüntüyle ilk karşılaşmasını yaptığında, amigdaladaki bu özel nöronların tepki verme şiddeti, o görüntünün ileride hatırlanıp hatırlanmayacağını doğrudan tahmin ediyor.
Cedars-Sinai Nöral Bilim ve Tıp Merkezi Direktörü Prof. Dr. Ueli Rutishauser, amigdalanın günlük deneyimlerin küçük bir kısmını uzun süreli belleğe aktarılmak üzere süzerek işaretlediğini ifade etti.
112 SARA HASTASININ BEYİN KAYITLARIYLA KANITLANDI
Çalışmanın verileri, sara (epilepsi) nöbetlerinin odağını tespit etmek amacıyla beyinlerine cerrahi yöntemlerle elektrot yerleştirilmiş 112 hastadaki tekil nöron aktivitelerinin incelenmesiyle elde edildi. Katılımcılara daha önce hiç görmedikleri görseller gösterildi ve günün sonunda bu görselleri hatırlama yetenekleri değerlendirildi.
Elde edilen hücresel veriler, amigdaladaki nöronal aktivitenin yüksek olduğu durumlarda anısal hafızanın (epizodik bellek) daha güçlü olduğunu kanıtladı.
ALZHEİMER VE TEMPORAL LOB EPİLEPSİSİNDE YENİ TEDAVİ HEDEFİ
Bu keşif, yalnızca temel bilim açısından değil, klinik nöroloji ve nöromodülasyon tedavileri açısından da tarihi bir öneme sahiptir. Araştırmacılar, Alzheimer hastalığı ve temporal lob epilepsisinde yaşanan ciddi hafıza kayıplarının amigdaladaki bu etiketleme mekanizmasının bozulmasından kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor.
Uzmanlar, gelecekte amigdala bölgesine yönelik hücresel tedavi yöntemleri ve nöromodülasyon teknikleri aracılığıyla Alzheimer hastalarında hafıza kaybının durdurulabileceğini ve tedavi süreçlerinde önemli gelişmeler sağlanabileceğini belirtmektedirler.